Yüzyıllardır devam eden bir gelenek; piyano eğitimi.


gray and black piano keys
Photo by Daniel Spase on Pexels.com

Kendi başına bir orkestra kadar büyüleyici.  Müzik yapmanın en zevkli yollarından biri piyano çalmak. Onlarca metod, binlerce parça ve onbinlerce şarkı…

Bu enstrumanı öğrenmek isteyen ve öğretenlerin konuşacakları, paylaşacakları çok şey olduğuna inanıyorum. 
Son yıllarda yapılan araştırmalarda toplanan bilimsel veriler müzisyenlerin ve özellikle piyano çalan müzisyenlerin beyinlerinin daha farklı çalıştığı, piyano çalan çocukların dil becerilerinin daha hızlı geliştiği, el-göz koordinasyonlarının daha etkin olduğuna dair. Birçok aile çocuğunun müzik eğitimine adım atması için uygun bir piyano öğretmeni aramakta.

Ben de günlük hayatımda piyano öğretmeni olduğumu söylediğimde genelde birbirine benzer sorularla karşılaşıyorum. Bana sıklıkla gelen bu soruları cevaplamak isteğiyle ve beni tanımayan insanlara da belki faydamın dokunacağını düşünerek yazmaya başladım. Siz de konu başlıklarına bir göz atıp, bildiklerinizi paylaşmaktan, bilmediklerinizi sormaktan çekinmeyin.

Umarım bu blog sizlere müzik dünyasına adım atmanız için ilham olur!

ABRSM sınavları: Girmeli mi, girmemeli mi?

Sevgili okur, ABRSM sınav başvuru tarihleri geldi, çattı. Hazır zihnim bu konuya yönelmişken nasıl bir şey olduğu hakkında bilgilendirici bir yazı yazmak istedim. ABRSM, Associated Board of the Royal Schools of Music, uluslararası geçerliliği olan ve müzik becerilerini hakkaniyetli bir şekilde sınayan bir değerlendirme ve sınav sistemidir. 130 yıldır faaliyette olan bu kurum, kanımca eşitlerinin arasında en saygın olanıdır. 90 farklı ülkeden her yıl yaklaşık yarım milyon öğrencinin, farklı dallarda performansları değerlendirilir,

chords sheet on piano tiles
Photo by Pixabay on Pexels.com

seviyeleri belirlenir. Başarılı olanlara sertifikalar ve diplomalar verilmektedir. Uluslararası bir yarı-zamanlı konservatuar gibi düşünebilirsiniz. 8. sınıf seviyesinde, yani en üst seviye, sertifikası olan bir piyanist, sıradan bir konservatuarda okuyan öğrencilerin çaldığı parçaları çalabilir, teori bilir, deşifre yapar ve kulak eğitimi almıştır. Aldığı sertifika dünya çapında saygı görür ve tanınır.

ABRSM müfredatı uygulanırken eğitim süreci öğretmen, öğrenci ve veli tarafından yönetilir. Bu gibi sınavlar aslında, blogun yazarı olan ben gibi, kurumlarda çalışmaktan haz etmeyen fakat kendi başına bir kurum ciddiyetinde çalışarak öğrenci yetiştirmeyi amaç edinmiş öğretmenler için yardımcı ve iyi bir iş ortağıdır. ABRSM sınavları verdiğiniz eğitimin sizin dışınızda biri tarafından tarafsızca değerlendirilmesi açısından güvenilirdir. Öğrencinin becerileri bütüncül bir yaklaşımla ele alınır.

Ancak ABRSM sınavlarına girmek, sınavlardan oluşan eğitim sistemimizle de alakalı olsa gerek, günümüzde tüm öğrenciler için yegane emel bellenmiş gibi, halkımız arasında şöyle söylemlere yol açmaya başlamıştır:

“Gülden arkadaşımın kızı Aslı ABRSM Grade 1 belgesi almış, bizim oğlan henüz hiç girmedi. Acaba biz de o sınavlara girsek mi? Eksik mi kalıyoruz?”

Eğer bu soruyu kendinize veya öğretmeninize sorduysanız, yalnız değilsiniz. Bana da bolca soruldu, ben de kendime bolca sordum. En sonunda neredeyse her konuda olduğu gibi, bu sınavların işe yararlığının da kişilerin yaklaşımıyla şekillendiğinde karar kıldım. Sizin de bu konuyla ilgili nerede olduğunuzu ve nelerle karşılaşabileceğinizi az çok kestirebilmeniz için iki farklı senaryo içeren bu yazıyı yazmanın iyi olacağını düşündüm.

Senaryolar üç ana karakter içerir: Öğrenci, öğretmen, veli. Üçü de sınava hazırlık sürecinde eşit derecede öneme sahiptir.

Olumlu senaryo:
Sınava girecek öğrenci hali hazırda verim aldığı bir çalışma düzeni oturtmuştur. Kayda değer bir süredir enstrumanını severek çalar. İsteyerek derslere gelen, piyano çalmaya ve müzik teorisi öğrenmeye içinden gelen bir heyecan ve tutkuyla yaklaşan biridir. Gamlar, arpejler, duyuş ve deşifre becerileri düzenli bir tempoda ilerler, konuları ilgiyle takip eder. Veli de öğrenci kadar olmasa da olup bitenle ilgilidir, öğrencinin kitap ihtiyaçlarını temin eder, psikolojik destek sağlar, heyecanını paylaşır, öğrenciyi ve öğretmeni destekler. Öğretmen için öğrenciyi motive edecek bir hedef daha koyabilmek adına sınavlara girmek çok kullanışlıdır. Öğrenciler ve öğretmenler edindikleri başarılarla gurur duyar, bir süreci tamama erdirmenin mutluluğunu ve tatminini yaşarlar. Öğretmenler bu süreçte öğrencileriyle daha derin bağlar kurarlar. Beraber becerilerini geliştirirler, zorlanırlar, çözümler bulurlar, çözümlerin ve gayretin getirdiği güzellikleri kutlarlar…Öğretmen sadece sınav parçalarını değil, sınav parçalarına ek olarak öğrencinin çalışındaki tekniği ve müzikaliteyi geliştirecek parçaları da repertuarına ekler. Öğrenci tekniğini geliştirecek etüdler ve farklı dönemlerden eserlerden düzenli olarak yenilerini öğrenmekte, repertuarını genişletmektedir. Öğrenci donanımlı bir müzisyen olarak sınav ekseninde gelişimini sürdürmeye devam eder. Kendi kendine yeni parçalar öğretebilir, öğrendiği bilgileri uygular. Sınav olmasa da, öğretmen derse gelmese de, tatil olduğunda da yeni parçalar öğrenmeye heveslidir, dinler, araştırır ve istediği parçaları repertuarına eklemek için heyecan duyar. Bildiği ve hazır olduğu parçaları keyifle çalar, konserlerde veya ev toplantılarında paylaşır. Veliler çocuklarının sevgi ve ilgiyle yaptığı bir şeyi hayatlarına dahil etmekten mutludurlar. Piyanonu kapağı hep açıktır, neredeyse her gün başına oturulur.

Olumsuz senaryo:
ABRSM sınavlarını aslında içten içe başkalarından geri kalmadığınızı ispatlamak için denemek istersiniz. Öğrenciniz aslında kendi başına yapabileceklerine bakıldığında sınav temposuna pek de hazır değildir: Sadece öğretmen gelmeden veya derse gitmeden önce birazcık çalışır, ödevlerini ite kaka tamamlar. Piyano çalmaktan pek de haz etmiyordur. Aslında sınava bile girmek istemiyordur, umurunda da değildir. Ama ailesinin, ders aldığı kurumun ve öğretmeninin ısrarlarına dayanamayarak, tam olarak ne yaptığını ve niye yaptığını da bilmeden, sınavlara girmeye niyet etmiştir. Öğretmeni de aslında o öğrencinin sınavlara girmesini pek istemiyordur ama kurum veya aile o kadar ısrarcıdır ki, en azından bir kere denemeye karar vermişlerdir. Sınava hazırlık süreci başlar, öğrenci çalışmaz, öğretmen sinirlenir, öğrenciye ciddi bir yola baş koyduklarını, çalışması gerektiğini anlatır. Konuşma sonrasında geçen bir iki hafta boyunca öğrenci azıcık çalışır, umut dolunur. Ama ne yazık ki uzun süreçte bu konuşmalar işe yaramaz. Öğrencinin ilgisinde pek de artış gözlemlenmez. Özellikle nota okuma ve deşifre konusunda çok zorlanıyordur, çünkü içten gelen bir ilgi olmadığı için, tüm parçalar derste öğretmeni taklit ederek öğrenilmiştir. Veli ile konuşulur. Veli evde zorla öğrenciyi oturtup çalıştırır, aralarında gerginlik olur. Bu gerginlik velinin, öğretmenin ve öğrencinin üzerine yük olur. Öğrenci için artık piyano dersleri cehennem azabına, “bitse de gitsek” dediği saatlere dönmüştür. Sınavlar tek hedeftir. Her ders aynı şarkılar, döne döne çalışılır. Az biraz ilerleme kaydedilir, sınava ucu ucuna yetişilir. Zaten sınav parçaları zar zor yetiştiği için öğrencinin repertuarı genişleyip, zenginleşemez. Öğrenci ilerliyormuş gibi görünse de, tek başına kaldığında müzisyenliği kendi kendine bir şeyler öğretmesine yetmeyecektir. Yani aslında gerçekten öğrenmiyordur. Sınavlar bitince öğrenci piyanoya dokunmaz bile. Hatta ergenlik çağına girince resti çekip, artık piyano çalmak istemediğini söyler. Piyano kenarda üzgün bir şekilde toz toplar, kapağının açılacağı günü bekler.

Olumlu ve olumsuz senaryodan size yakın olan hangisi?
Eğer olumlu olana yakınsanız, sınava girmek sizin veya çocuğunuz için motive edici olacaktır. Zaten sevdiğiniz bir şeyi yapmak için bir nedeniniz daha olur. Hatta yaşınız ileri ise bu sınavlara kaydınızı yaptırıp, kendi kendiniz gelişmeye ve ilerlemeye motive edebilirsiniz. 50 yaşında 4. seviye diploması almak için piyano çalışmak bence kesinlikle takdir edilesi bir şey!

Eğer olumsuz senaryoya daha yakınsanız, belki de sınava girmek sizin için de, çalışma süreci iyi yönetilirse, motive edici olabilir. Fakat sizi veya gelişme sürecinde olan çocuğunuzu müzik yapmaktan soğutup, olayın anlamını tümden yitirmesine de sebep olabilir. En kötü ihtimal bir sene boyunca sadece sınava girmek için üç parça öğrenmiş olmanızdır. Bir sene boyunca üç parça öğrenmek gelişimi desteklemek adına azdır ve hep aynı parçaları çalmak sıkıcıdır sevgili okur.

Müzik hayatı anlamlandırmanın çok keyifli bir yoludur. Fakat sınav stresi süreçte sizi veya çocuğunuzu olumlu etkilemeyecekse, özellikle sınava girecek öğrenci durumu değerlendirecek olgunluğa sahip değilse, belki biraz daha düşünmelisiniz. Sınavlar amaç değil, araç olmalı. Süreci heyecanlandırmak ve desteklemek için bir araç.

Dip not: Bazı kurumlar bünyelerinde uzun süreli öğrenci tutabilmek için velileri öğrencinin seviyesi uygun olsa da olmasa da sınavlara yönlendirerek hem öğrencileri, hem de öğretmenleri zor durumlara sokmaktadır. Veli olan okurlar, öğretmeninizle samimi bir şekilde konuşup, durumu birlikte değerlendirmenizi öneririm. Öğretmen arkadaşlarıma da öğrencinin gelişimi adına doğru olduğunu düşündükleri şeyleri çekinmeden söyleme cesaretini bulabilmelerini dilerim.

Sevgiler.

Başarısız olma korkusu

bare feet boy child couch
Photo by Pixabay on Pexels.com

“Hayır, denemek istemiyorum!”

Bu aralar öğrencim A.’da garip bir tutum gözlemliyorum. Henüz 5 yaşında olduğu için dersimizin büyük bir kısmında müzikli oyunlar oynuyoruz. Oyun oynarken herşey güllük, gülistanlık.

Bazen aralara ileride yapacağımız derslerdeki gibi küçük alıştırmalar sokuyorum, yönergelerimi takip edecek mi, izliyorum. Genel olarak çok iyi takip ediyor. Sadece henüz becerileri gelişmekte olduğundan dolayı, A. bir melodiyi veya ritmi tekrar etmesini istediğimde bazen zorlanıyor. Hatalı olsa da yanlış ve kötü oldu demiyorum. Zaten o da duyuyor benim çaldığımla onun çaldığı arasındaki farkı. Hele ben bir kez daha tekrar etmesini, daha dikkatle dinlemesini rica edersem dünyası kararıyor. Bugün bir melodiyi tekrar etmesini üçüncü kez istediğimde ağlamaya başladı. Çünkü o ilk seferde yapmaya ve bunun için alkışlanmaya çok alışık. Ve piyano öğrenmek zor bir şey. İlk seferde yapamamak, hele üç defa yaptığının beğenilmemesi çok fena bir durum onun iç dünyasında. Bazen sırf bu durumdan kaçınmak için gösterdiklerimi yapmayı reddediyor. Yani başarısızlık korkusu yeni şeyler öğrenmesini engelliyor.

Ben son iki derstir piyano çalmanın zor olduğu, benim neredeyse 18 yıldır çaldığımı ve her gün çalıştığımı, ona rağmen bazı şeyleri yapmak için benim bile birkaç kez denemem gerektiğini anlatıyorum. Ve hata yapmanın iyi bir şey olduğunu, çünkü hataların bize çalışmamız ve geliştirmemiz gereken konuları gösteren işaretler olduğunu söylüyorum. Piyano çalmayı seviyorsa hata yapmaya cesareti olmalı, cesareti ne kadar sevdiğini göstermeli diyorum. Bu söylediklerimi tatlı tatlı söylüyorum tabii. Dediklerimi dinliyor ama anlıyor mu pek emin değilim. Yeni bir oyunla kriz anını aşıyoruz. Sonra o kriz anı hiç olmamış gibi davranıyoruz.

Ders sonunda, bu ders aslında çok güzel bir şey öğrendiğini, bazen zorlansak da denemekten vazgeçmemenin kendimiz için çok iyi bir şey olduğunu anlatıyorum. Çok korksa da denemekten vazgeçmediği için ona teşekkür ediyorum. Bu durumun hatırlatılmasından pek hoşnut değil.

Aile ile de iletişim halindeyiz, yetişkinlerden bu konuda biraz fikir ve destek alması iyi olur diye düşünüyorum. Evde şu konulara dikkat etmelerini rica ettim:

  • Bir şeyi yapamama konusundaki tutumunuzu değiştirin. Hataları birer öğrenme deneyimi olarak kutlayın, size yol gösterdikleri için onları sevinçle karşılayın.
  • Yeteneği değil, gayreti vurgulayın. Süreçin sonuçtan daha değerli olduğunu hatırlayın, hatırlatın.
  • Koşulsuz sevgi verin, hata yapsa da ona olan sevginizin değişmeyeceğini bilsin, bilmekten öte hissetsin.
  • En kötü senaryoları çocuğunuzla beraber değerlendirin. İşler yolunda gitmezse nasıl bir yol izlersiniz, bunu konuşun.
  • Çözüme odaklanması için yönlendirin. Hangi hareketlerin hangi sonuçları doğurduğunu anlamaya çalışın. Bazı sonuçların olmaması için neler yapılabileceği hakkında fikir yürütün. Neyin yanlış gittiğini, ne yapsaydı daha farklı olabileceğini ve bu tekrar başına gelirse neler yapabileceğini konuşun.
  • Başarı ve başarısızlık üzerine konuşun. Kendinizin başarmak için çok uğraştığı bir şeyi örnekler ve hikayelerle anlatın. Görünen başarının altında, ne kadar başarısızlığın yattığını ona göstermeye çalışın. Ve ilk seferde bıraksaydınız, hiç başaramayacağınızı, bırakmadığınız için kendinizle gurur duyduğunuzu hem kendiniz hatırlayın, hem de ona anlatın.

Yaşlılar için eğlenceli bir beyin jimnastiği: Piyano çalmak

photo of head bust print artwork
Photo by meo on Pexels.com

Müzik okumak ve bir enstrumanla müzik yapmak karmaşık bir eylemdir. Bu karmaşıklık motor becerilerinizi ve birden fazla duyunuzu başka hiçbir eylemde deneyimleyemeyeceğiniz kadar mükemmel bir şekilde birbiriyle beraber çalışmasını sağlar.

Müzik aynı zamanda duygu durumumuz üzerindeki iyi etkisi bilinen bir şeydir ve bizleri motive eden bir eyleme dönüşebilir. Bu nedenlerden ötürü beynin olağanüstü aktivitelerini izlemek için müzik eğitimi bilim insanları için çok kullanışlı bir araç haline gelmiştir. 2013 yılında Barselona’da Sofia Seinfeld, Heidi Figueroa, Jordi Ortiz-Gil ve Maria V. Sanchez-Vives tarafından 4 ay boyunca sürdürülen bir çalışmada piyano çalmayı öğrenmenin yaşlılar üzerindeki etkisini araştırmışlar. 29 yaşlı bu araştırmada denek olarak yer almış. Tüm denekleri iki gruba bölmüşler. 13 yaşlıya 4 ay boyunca düzenli piyano dersi verilmiş, 16 yaşlı ise resim, fiziksel aktivite ve bilgisayar dersleri almış. Yaşlıların hepsinin nöropsikolojik durumları derslerin öncesinde ve sonrasında yapılan testlerle incelenmiş. Ek olarak duygu durumları ve hayat kaliteleri üzerine sorular içeren anketlerden hem çalışmanın başında hem de sonunda doldurmuşlar.

Piyano dersi alan ve müzik okumayı öğrenen grupta diğer gruba kıyasla kayda değer oranda gelişmeler olmuş. Bu gelişmeler en çok beynin yönetici işlevlerinin, ketlemelerin ve bölünmüş dikkatin üzerine yapılan testlerde çokça fark edilir biçimde ortaya çıkmış. Görsel algılama ve motor becerilerin arttığı da ek olarak gözlemlenmiş. Bu araştırmanın sonucunda, yaşlı bireylerin 4 ay  boyunca düzenli olarak piyano dersi almaları sonucunda depresyon oranlarının azaldığı, daha olumlu haller deneyimledikleri, psikolojik ve fizyolojik olarak hayat kalitelerinin arttığına dair bulgular elde edilmiş.

Piyano çalmak ne müthiş bir beyin jimnastiği değil mi?

 

 

Sinirbilim ve müzik

 

Bir enstruman çalmayı öğrendiğinizde beyninize ne oluyor?

Toronto’da 2004 yılında altı yaşındaki 144 çocuğun katıldığı bir araştırma yapıldı. Çocuklar rastgele dört gruba ayrıldılar. 36 ay boyunca birinci gruba bedava piyano dersleri, ikinci gruba bedava şan dersleri, üçüncü gruba bedava drama dersleri verildi. Dördüncü grup kontrol grubuydu ve hiçbir ders almadılar.

Çalışmaya katılan bütün öğrencilerin her birine çalışmanın başında ve sonunda olmak üzere iki IQ testi yapıldı. Testlerin sonuçları her grubun 36 hafta içinde IQ seviyelerinin arttığını gösteriyordu. Fakat iki müzik grubunun sonuçları daha farklıydı. Onlar çok daha fazla gelişme göstermişti.

Müzik dersi almayan gruplardaki öğrencilerin IQ puanları 5.5 artmıştı. Müzik öğrenen öğrencilerin puanları ise 8.5 oranında bir artış göstermişti.

Peki ne olmuştu?

Nasıl bu öğrenciler sadece müzik öğrenerek IQ puanlarını bu kadar yükseltmişlerdi?

Bu sorunun cevabını sinirbilim alanında arıyoruz. Sinirbilimciler bu aralar çok heyecanlı bir dönemden geçiyorlar. Son 20 yılda insan beyninin nasıl çalıştığını ayrıntılı bir biçimde araştırabiliyorlar. EEG ve MRI makinelerinde beynin özel fotoğraflarını çekip, veri toplama amaçlı kullanıyorlar. Ve şunu farkediyorlar:

Fotoğraflarda bazı kısımları önemli derecede gelişmiş beyinler genellikle bir müzik enstrumanı çalan kişilere ait oluyor.

Müzik ile fazlaca gelişim sağlayan bölgelerin arasında birincil motor korteksi, işitsel korteks ve görsel korteks bulunuyor.

Bu da demek oluyor ki bir müzisyenin beyni ile müzisyen olmayan birinin beyni arasında fiziksel olarak gözle görülecek bir fark oluyor.

Günümüzün bolca okunan sinirbilimci yazarlarından Dr. Oliver Sacks, Müzikofili kitabında şöyle yazmış:

“Anatomiciler belki bir görsel sanatçının, yazarın ya da matematikçinin beynini ilk bakışta ayırt etmekte çok zorlanabilirlerdi, fakat profesyonel bir müzisyenin beynini bir bakışta tereddütsüz tanıyabilirler. ”

 

 

Sihirli değnek

background blur bokeh bright
Photo by Pixabay on Pexels.com

Öğrencim D. 6,5 yaşında ve 5,5 yaşından beri benden ders alıyor. Ailesi çok bilinçli ve eğitim düzeyi yüksek bir aile. Ne istediklerini biliyorlar: D’nin kendisi için iyi olan şeylere karar verecek yaşa gelene kadar olabildiğince fazla becerisinin gelişmesi. Özellikle, D.’nin annesi bu konuda çok kararlı çünkü çocukken piyano dersleri almış ve canı sıkıldığı için bırakmış. Şimdi, pişman ve hatta kendi annesine kızgın. “Neden benim sözümü dinlediler ki? İnsan 5 yaşında ne istediğini ve neden istediğini bilemez! Keşke devam etmem için ısrar etselerdi!” diyor. Bu konu için ayrı bir blog yazısı yazılabilir, o nedenle şimdi konuyu saptırmadan D.’ye geri dönelim. Annesi D.’nin ileride klasik müzik repertuarından parçalar çalmasını, bu alanda bilgi birikiminin gelişmesini ve müzik kültürü sahibi bir birey olmasını istiyor. Bunun olması için haftada iki kez benden ders alıyorlar. Daha önce bir kursa gitmişler, fakat memnun kalmamışlar. Evlerine piyano aldılar, onların evlerinde yapıyoruz derslerimizi.

D.’nin kulağı çok iyi. Müzikal ve görsel hafızası da yaşına göre gelişmiş. Notaları okumayı onun için ailesiyle planladığımızdan daha geç öğrendi çünkü bir melodiyi bir kez duyduğunda hafızasına yerleşiyor. Ve yavaş da olsa tekrar ediyor. Bu nedenle ilk başlarda öğrettiğim parçaları öğrenmesi kısa süre alıyordu.

Parçalar zorlaştıkça, D’nin de ilerlemesi yavaşladı. Artık derste yaptıklarımız ve onun gelişkin işitsel hafızası parçalarını akıcı bir biçimde çalabilmesine pek yetmiyordu. D’nin de tek başına günde en az 10 dakika öğrendiklerini tekrar etmesini tembihledim. Tabii ki 6,5 yaşında bir çocuktan ilk tembihlendiğinde bunu başarmasını beklemek biraz fazla. Ama bazıları yapabiliyor. Ben her seferinde şansımı deniyorum.

D.’de şansım yaver gitmedi. Haftalarca her ders başında neden tekrar edemediği konusunda bahaneler sıraladı. Parçalar bir türlü akıcı bir şekilde çalınamadı, aynı ders içerikleri tekrar edilir oldu. Anneden yardım istedim. Anne D.’ye yapacağı tekrarlar için ısrar etmekten yoruldu. Çoğu öğretmen bu noktada yılıyor. Fakat ben tam da bu noktada hassaslaşıyorum. Yapamıyorlarsa, orada iş bana düşüyor. Çünkü, bazen piyano çalmaktan öte, hayat boyu öğrencilerime fayda sağlayacak şeyleri öğretmekten çok zevk alıyorum. Ve disiplinli bir şekilde çalışmak da öğrenilebilir bir şey. 6,5 yaşında olsanız bile. En sonunda, üzerinde D’nin sevdiği karakterin resminin olduğu bir defter aldım ve ona yaptığı tekrarların karşılığında küçük yapışkanlar vermeyi vaad ettim.

Tahmin edersiniz ki bu yapışkanlar çok işe yaradı. Her hafta ona yeni ödevler verdim ve  yaptığı çalışmalar karşılığında değişik yapışkanlar kazandı. İlk haftalarda nasıl çalışacağını anlamakla geçti. Derslerin bir kısmında o yalnızmış gibi davrandık, bir parça nasıl çalışılır? üzerine konuştuk.

Üçüncü haftada D’nin çalışı şaşırtıcı derecede değişti. Parçasını dinledikten sonra onu alkışladım. Ve üstüne şöyle bir şaka yaptım (bu arada, D. bir Harry Potter hayranıdır ve bu konuda birbirimizle çok keyifli sohbetler yaparız.)

Ben: Aaa, ne kadar güzel çaldın? Yoksa bu hafta bir yerlerde sihirli bir değnek falan mı buldun? Nerede sihirli değneğin? Ben de kullanmak istiyorum!

(Gülüşmeler…)

D.: Gerçek hayatta sihirli değnek yoktur, biliyorsun?

Ben: Peki ne yaptın, bana mutlaka bu kadar güzel çalmanın sırrını söylemelisin?

D.: Çalıştım?

(Gülüşmeler…)

Demem o ki sevgili okur, piyano dersleri, her disiplinde olduğu gibi, sadece piyano çalmak için değildir. D. böylece bazı iyi şeyleri başarabilmek için emek vermek gerektiğini, gerçek hayatta sihirli değneğin çalışmak olduğunu öğrendi desem belki biraz fazla iddialı olur. Tam öğrenememiş olsa da, ben tohumu attım, bir öğretmen olarak içim rahat. Yeter ki o tohum ilgi ve sevgiyle beslensin, toprağı ve suyu eksik edilmesin.

Darısı hepimizin başına.

 

 

 

Acaba benim müziğe yeteneğim var mı?

boy wearing black jacket holding electric guitar
Photo by Pixabay on Pexels.com

Bu soruyu kendinize eminim sormuşsunuzdur. Belki birileri elinize minicik bir çocukken Helvacıoğlu marka bir blok flüt tutuşturduğunda, belki arkadaşlarla beraber söylenen bir şarkıya eşlik ederken. Belki de en sevdiğiniz şarkıcının konserini izlerken. Ama illa ki bu soru aklınızdan geçmiştir.

Sevgili okur, yetenek dediğimiz şey ilgi, merak ve gayretin sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Bir şeye ilginiz ve merakınız var ise, ona vakit ayırırsınız. Vakit ayırdıkça becerileriniz gelişir, becerileriniz geliştikçe merakınız artar. Merakınız arttıkça daha çok vakit ayırmak istersiniz. Bu böylece sürer gider. Bir bakmışsınız ilgilendiğiniz şeyle ilgili bilginiz ve beceriniz artmış, kendiniz kaptırdığınız, yaparken zamanı mekanı unuttuğunuz ve zevkle vakit geçirdiğiniz bir uğraşınız olmuş.

Yeteneğin bir kısmının genlerle aktarıldığına dair bulgular var. Müzisyen ailelerin çocuklarını biraz incelemiş biri olarak, bunun doğruluğuna inanıyorum. Fakat çok büyük bir yeteneğin ilgi, istek, merak, gayret ve diğer sayısız çevresel destekleyici öğe (eğitimli bir çevre, bilinçli bir aile, finansal özgürlük, uygun eğitim, uygun hayat şartları, vb…) olmadığı sürece dallanıp, budaklanması ne yazık ki mümkün olmayabiliyor.

Size bu konuda umutlandırıcı bir kuramdan bahsetmek isterim. Bu kuram Howard Gardner isimli bir biliminsanın çoklu zeka olarak adlandırdığı bir kuramdır. Howard Gardner şu anda Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde profesördür. Bu nedenle sözlerini ciddiye alma konusunda güvenilir bir kaynak kanımca. Gardner şöyle der; insanın zekası sekiz türlüdür. Ve müziksel/ritmik zeka bunlardan biridir.

Çoklu zeka kuramı zeka türlerini şöyle listeler:

1.Sözel / Dilsel (verbal/linguistic) Zeka

2.Mantıksal / Matematiksel (logical/mathematical) Zeka

3.Görsel / Uzamsal (visual/spatial) Zeka

4.Bedensel / Kinestetik (bodily/kinesthetic) Zeka

5.Müziksel/ Ritmik (musical/rhytmic) Zeka

6.Kişiler arası / Sosyal (interpersonal) Zeka

7.Kişisel / İçsel (özedönük/interpersonal) Zeka

8.Doğa Zekası

Bu listeyi okurken aklınıza eminim sayısız beceri, bu becerilere sahip kişiler gelmiştir. Dans koreografilerini hemencecik öğrenen kardeşiniz, matematik problemlerini ışık hızından biraz yavaş çözen kuzeniniz, Semra Teyze’nin keman çalan kızı, Haluk Amca’nın dağ tırmanışı yapan oğlu, tatlı dilli sevgiliniz, İnstagram postlarının altına döktüren şair arkadaşlarınız, üç dili şakır şakır konuşan arkadaşınız, herkesle hemen iyi anlaşan esnaf amca, evindeki çiçekleri delirmiş gibi iştahla açan Nermin Teyze, mütemadiyen az önce hayatın anlamını keşfetmiş gibi huzurlu huzurlu dolaşan iş arkadaşınız…

İyi haber, Gardner bu sekiz zekanın her birinin, her bireyde bulunduğunu söylüyor. Ve şunu ekliyor: Zeka geliştirilebilir bir şeydir.

Ek olarak Gardner bu sekiz zekanın birbiriyle ilişkili olduğunu ve birini geliştirmenin diğer zeka türlerine katkıda bulunacağını söylüyor. Anneler, babalar bunu bir kenara yazın. Günümüzde okullarda verilen eğitim sözel ve matematiksel zekaya çokça ve hatta aşırı önem verir. Diğerlerinin göz ardı edilmesi ve hatta yok sayılması insanlık açısından üzücü bir hadisedir. Oysa ne kadar eğlenirdik, bir düşünsenize, hayal etmesi bile güzel!

Eğitimin sadece birkaç zeka türüne çılgıncasına odaklanmış olması bu sekiz zekanın farklı oranlarda karışımlarının oluşturduğu biricik karakterlerin de okul yıllarında sönük kalmasına ve yeterli desteği görmeden unutulup, yitmesine sebep oluyor. Yetişkinlik sanki doğmadan ölen yeteneklerin mezarlığında bir yürüyüşe çıkmak gibi hissettiriyorsa, yalnız değilsiniz.

Neyse, içimizi karartmayalım. Artık bu bilgiye sahipsiniz. Ve hiçbir zaman bir başlangıç yapmak için geç değildir.

Yani bu demek oluyor ki, sizin de müziksel ve ritmik zekanız var.

Başlıktaki soruyu kendinize daha önce sorduysanız, cevabınız aldınız umarım. Sizde de müzik yeteneği var. Hadi yine iyisiniz.

Ve daha da iyi haber, belki Carniege Hall’da bir konsere çıkacağınız bir müzik kariyeriniz olmayacak, ki zaten konumuz o değil, o da başka bir yazının konusu olsun,  fakat o en sevdiğiniz albümden bir iki şarkı çalmak, söylemek sizin için de mümkün. Hele merakınız da varsa ve gayret göstermeye hazırsanız. Hemen size istediğiniz şeyi yapmak için yol gösterecek bir öğretmen bulun ve müzik dünyasının büyüsüne en kısa zamanda varın, hayalleriniz gerçek olsun inşallah. Carniege Hall’da falan bir konseriniz olursa bana da bir bilet gönderirsiniz artık 🙂

 

 

 

 

Derslere başladık, nasıl bir enstruman almalı?

close up of piano
Photo by Pixabay on Pexels.com

Piyano çalmayı öğrenme sürecinde en büyük ilerlemeler öğrenciler piyano başında yalnız vakit geçirmeye başladığında olur. Derste öğretmeniniz size her hafta yeni konular öğretecektir. Eğer bu konuları tek başınıza tekrar eder, öğrendiğiniz parçaları günde on dakika da olsa çalışabilirseniz, gelecek derste yeni öğreneceğiniz konulara yer açmış olursunuz. Ve evde üzerinde çalışacak bir enstrümanınız yoksa, hafta bir saat piyano dersi alarak ilerlemeyi düşünmeniz, bir bisikletiniz olmadan bisiklet binmede ustalaşmayı istemeye benzer.

Henüz kararınız kesin değil ise, iki üç oktavlık bir org bile bir iki ay işinizi görecektir. Tanıdığınız yakınlarınıza sormakta da fayda var, belki bir heves aldıkları ve artık kullanılmayan bir klavyeleri vardır?

Bu nedenle, eğer piyano çalmayı öğrenmek konusunda kararınız kesin ise, kendi bütçenize göre bir tuşlu çalgı edinmeniz yerinde olur.

İlk adım bütçenizi belirlemektir.

İkinci adım ise dijital bir piyano mu yoksa akustik bir piyano mu size daha uygun, o konuda karar kılmaktır.

Dijital piyano elektrikle çalışır. Tüm tuşlara bastığınızda çıkan ses önceden kaydedilmiştir. Tuş hassasiyeti ve ses kalitesi modeline göre değişir. Farklı enstruman sesleri, ritmik altyapılar, metronom ve önceden kaydedilmiş klasik parçalar gibi kullanışlı özellikleri vardır. En sevilen özelliği ise kulaklıkla sadece çalan kişinin duyabileceği şekilde de kullanılabilmesidir. Huysuz komşularınız varsa, dijital piyano size daha uygun bir seçenek olabilir. Bu piyanoların fiyatları 1.000 dolar civarından başlar, kalitesine ve özelliklerine göre yükselerek artar.

Akustik duvar piyanosu kuyruklu bir piyanonun mekanizmasının dik olarak yerleştirildiği bir yapıya sahiptir. Tuşlar çekiçlere bağlıdır, çekiç tellere tuşa bastığınızda vurur. Çekiçle vurulan teller titreşir ve ses oluşur. Bu mekanizmanın verdiği tadı dijital piyanodan almak çok zordur. Fakat yeni gelişen teknolojiyle beraber, firmalar akustik ve dijital özellikleri aynı bünyede bulunduran piyanolar da yapmaya başlamışlardır.

Eviniz büyükse ve bütçeniz de rahatsa kuyruklu bir piyano da alabilirsiniz.

Akustik piyanoların fiyatları yaklaşık 2.500 dolar civarından başlar ve 200.000 dolar civarına kadar çıkabilir.

Piyano almaya gittiğinizde mümkünse yanınızda piyano öğretmeniniz de olsun. O da sizi bildiği kadar yönlendirecek ve doğru piyanoyu alabilmeniz için yol gösterecektir.

Not: Org ve piyano iki farklı enstrümandır. Başlangıçta org alsanız da, sizi en fazla 2-3 ay götürecektir. Seviyeniz ilerledikçe size uygun bir piyanoya ihtiyaç duyabilirsiniz. Eğer “ben bir deneyeceğim, sonra karar vereceğim” diyorsanız org alabilirsiniz tabii. Sonra olmadı tanıdıklara verisiniz.

Yeteneğin şifresi var mı?

black and white blur boy child
Photo by Pok Rie on Pexels.com

Hani ihtiyacımız olan her şeyin cevabının içimizde olduğunu söylerler ya, bazı nörobilimciler de yeteneğin şifresinin “miyelin” adı verilen bir sinir yalıtkanıyla ilgili olduğunu keşfettiğinden beri bu alanda devrimsel buluşlar yapılmaya başlandı. Gerçekten de, yeteneğin şifresi içimizdeymiş. Bu “miyelin” denilen şey sinir liflerinin etrafını saran bir lifmiş.  Sinir lifleri arasında oluşan her elektrik akımınında aktarılan sinyallerin dışarı sızmamasını sağlıyormuş ve her sinyal geçişinde biraz daha sağlamlaşıp, kalınlaşıyormuş. Ne kadar çok sinyal geçerse, o kadar sağlam bir miyelin katmanı oluşuyormuş.  Miyelin katmanı ne kadar sağlamsa, sinyaller o kadar doğru ve hızlı biçimde aktarılıyormuş. Ne sinyali diyeceksiniz. Şimdi örnekleyelim.

Diyelim ki ilk piyano dersinizdesiniz. Siyah ve beyaz notalara baktınız, biraz oynadınız. İşaret parmağınızla birkaç tuşa baştınız. Şimdi öğretmeniniz baş parmağınızla “do” dediği bir notayı çalmanız istiyor. Oysa siz daha önce baş parmağınızı yukarı aşağı doğrultuda, bir tuşa basmak için hiç oynatmamıştınız. İlk defa denediğinizde beyniniz yaptığınız hareketi kaslarınıza yaptırabilmek için bir sinyal haritası oluşturuyor ve zihninizde yepyeni bir patika beliriyor. Patika henüz silik, varlığıyla yokluğu belli değil. Öğretmeniniz birkaç tekrar yapmanızı rica ediyor. Bu tekrarlar sırasında iletilen zihninizde sinyaller gönderilirken miyelin dediğimiz lif kalınlaşıyor. Her tekrarda zihninizde oluşan patika derinleşiyor, kaslarınız ne yapacağını öğreniyor ve bir bakmışsınız başparmağınız siz çabalamadan hareket etmeye başlamış. Başparmağınız Do’yu buluyor ve zorlanmadan çalıyor. Öğretmeniniz “şimdi de re’yi ekleyelim!” diyor. Tekrar aynı süreç başlıyor, yakınlarda bir patika daha çiziliyor.

Miyelin evrensel bir kavram. Bir futbol oyuncusu da, bir aktör de, bir cambaz da aynı iç tasarıma sahip ve hepsinin kendilerine özgü yöntemleri olsa da aynı şeyi yapıyor. ÇOK TEKRAR!

Piyanistlerin, çizerlerin, tenis oyuncularının başarılı olduğu alanlar ne kadar birbirinden farklı olsa da, yaptıkları şey aynı: Amaca yönelik tekrarlar. Bu tekrarlar sayesinde hatalar yapıp, nerede ve nasıl hata yaptıklarını fark edip, nasıl daha iyi yapacakları üzerine hayal kurup düşünüyorlar. Doğru zamanlama ve hızla bu hataları mükemmele çevirmek üzerine defalarca bıkmadan, bazen bıksalar da devam ederek çalışıyorlar. Ürettikleri şeyleri bileyip, ayrıntıları bir dantel gibi işliyorlar. Amaca yönelik ne kadar çok tekrar yapılırsa, miyelin o kadar gelişip sağlamlaşıyor ve beceri kazanma hızı katlanarak artıyor. Yani, yeteneğin şifresi gerçekten içinizde.

Bu konuda muhteşem bir kitap okumak isterseniz. New York Bestseller Yazarları arasına girmiş Daniel Coyle’un “Yeteneğin Şifresi” isimli kitabı edinebilirsiniz. Beyaz Yayınları tarafından 2016 yılında basılmış. Kitap okuma alışkanlığınız yoksa, edinmek için muhteşem bir fırsat. Hadi miyelinlerinize kuvvet!

Müziğe başlangıç enstrumanı olarak piyano

vladimir-horowitz-quote-lbq2k7a

“Piyano başlangıçta çalması en kolay enstruman, sonunda ise ustası olması en zor enstrumandır.”

V. Horowitz

 

Piyano akordu zor bozulan, göreceli olarak daha modern bir enstrumandır. Örneğin bir kemanı veya bir gitarı her icradan ve çalışmadan önce akort etmek gerekir, zira bir gecede bile teller gevşer ve akort bozulur. Piyano ise ortalama altı ay boyunca akort edilmeyi gerektirmeyecek bir yapıya sahiptir. Hele dijital piyano ise ne ala! Her daim temiz ses duyarsınız.

Özellikle perdeli ve telli enstrumanlardan başlangıçta temiz, yani doğru frekansta, sesler çıkarmak çok zordur. Bu nedenle birçok müzisyen müzik eğitimine ilk olarak piyano çalarak başlar. Çünkü piyano tuşlu bir enstrumandır, zor bir tutuş pozisyonu gerektirmez, iki elinizi de aynı anda rahatlıkla görebilirsiniz. Başlangıçta simetrik olarak aynı yönlerde hareket eden eller, kolaylıkla yolunu bulur. En önemlisi tuşlara parmaklarınızla bastığınızda doğru ses kendiliğinden çıkar. Basit ama iyi bir şeyler çaldığınızı duymak için en az 6 ay ile 1 yıl süren disiplinli bir çalışma yeterli olacaktır.

Enstrumanları başlangıç seviyesinde zorluk oranına göre üçgenler ile örnekleyelim. Üçgenin en geniş alanı en kolay öğrenilen, en dar alanı da en zor öğrenilen beceriler olsun. Piyano öğreniminde başlangıç seviyesi üçgenin tabanı yani en geniş alanıdır. Başlangıç çok kolaydır. Tuşlara basarsınız ve ses çıkar. Piyano öğreniminde ilerledikçe iki elin koordinasyonu, kazanılacak derinlik ve beceriler zorlaşır, üçgen daralır. Kemanda, gitarda ve nefesli enstrumanlarda ise başlangıç seviyesinde doğru ses çıkarmak, enstrumanı düzgün tutmak, doğru üfleme pozisyonunu öğrenmek daha zordur. Üçgen bu sefer ters döner. Başlangıç acı verici, yorucu ve kulak tırmalayıcıdır. Öğrenci enstrumanı çalma tekniğinde ilerledikçe sesler güzelleşir, tekniğe hakim olunca iyi müzik yapmak kolaylaşır. Üçgen genişler.

Başlangıç enstrumanı olarak piyano seçen bir öğrenci, biraz müzik teorisi öğrendikten ve kendini dinleme becerisi kazandıktan sonra başka bir enstrumana geçiş yapabilir. Diğer enstrumanlara olan yatkınlığı da göz önünde bulundurularak, öncesinde aldığı piyano eğitimi ileride çok işine yarar.

Özellikle çoksesli müziği duymak ve armoni çalışmak için her müzisyenin biraz piyano çalabilmesi konservatuarlarda da şart koşulur.

İki veya daha fazla kişinin aynı anda çalabilmesi piyanoyu aynı zamanda müzik ile sosyalleşebilmemizi mümkün kılan bir enstruman yapar. Tek piyano kullanılarak dört el için düetler, altı veya sekiz el için eğlenceli parçalar çalınabilir. Sevdiklerimizle müzik yapmanın tadı bir başkadır.

 

Çocuğum kaç yaşında piyano çalmaya başlamalı?

animation cartoon cartoon character disney
Photo by Skitterphoto on Pexels.com

Çocuğunuza piyano dersi aldırmak istiyorsunuz ve yaşının uygun olup olmadığı konusunda tereddütleriniz mi var?

Çocuğunuz 3,5-4 yaşlarında piyano eğitimine kendi yaşına uygun metodlarla eğitim veren ve onun dilinden anlayan bir öğretmenle başlayabilir. Birçok öğretmen bu yaşta öğrenci kabul etmekten çekinir. Öğretmen adayınızın çekinceleri varsa, üstelemeyin. Bu yaşla verimli çalışabilen bir öğretmen tanıyıp tanımadığını sorun.

Bu yaşlarda çocukların motor becerileri iyice gelişmiş olur. Piyano eğitimi bu yaş grubunda küçük kaslarının motor gelişimi için çok destekleyici bir aktivitedir. Eğer dikkat süreleri ve yönerge alma becerileri de ortalama bir düzeydeyse, çocuğunuz piyano derslerine başlamak için hazırdır.

Yine de her çocuğun gelişiminin aynı hızda olmayacağını belirteyim. Açıkcası, çocuğunuzu en iyi tanıyan kişi olarak bu konuda siz de değerlendirme yapabilirsiniz. Baş parmağı ve işaret parmağıyla küçük nesneleri toplayabiliyor mu? Resimleri dışına taşırmadan boyayabiliyor mu? Hamur yoğurma, ipe boncuk dizme gibi özen ve kuvvet isteyen el becerilerini kolaylıkla yapabiliyor mu? Evde çocuğunuzu gözlemleyin ve ek olarak okuldaki öğretmenlerinden gelen yorumları değerlendirin. Eğer yukarıda bahsedilen sorulara rahatlıkla “evet” diye cevaplayabiliyorsanız, çocuğunuz piyano eğitimine başlamaya hazırdır.

Bu yaş çocukların oyun çağıdır. Bu nedenle piyano öğretmeninizin bu konuda itinalı dersler hazırlaması uygundur. Piyano çalmayı öğrenmek bu yaştaki çocuklar için oyun oynama havasında olmalıdır. Alınan sonuçlara değil, çocuğun öğrenme sürecinde yaptıklarına odaklanılmalıdır.

Çocukların dikkat sürelerinin 3-8 dakika arasında olduğu akılda bulundurularak ders planları yapılmalı, ders süreleri mümkünse 20 dakika olmalıdır. Dikkat süreleri göreceli olarak uzun öğrencilerle 40 dakikalık dersler de yapılabilir. Derslerin içeriğinde müzik ile ilgili eğlenceli oyunlar bulundurulduğu takdirde öğrencinin ilgisi ve merakı da artacaktır. İlgi ve merak canlı tutulursa, öğrencilerin çoğunluğu derslere heyecan ve istekle gelirler.